Kötülüğe seyirci kalanlar, kötülüğün bekçiliğini yaparlar.
Kader, insan denilen yaratığın ortak bilincinin, buna toplumsal bilinçte
diyebiliriz, yarattığı bir gerçekliktir. Her an değişebilir, değiştirilir. Kaderi
kontrol edebilmek için yapılması gereken en önemli şey, her bir bireyin, bu
değişimi etkilemedeki gücünün farkında olması. Yani bireyselliğin keşfi.
Toplum daha önce hiç bu kadar iyi çalışmamıştı, size ya da dünyaya zarar veriyor olması, dizayn edildiği şeyi çok iyi yapıyor olduğu gerçeğini örtmez. İnsanlar, toplumun hep iyi şeyler yaptığını sanırlar ama toplum dediğimiz şey, içnde topladığı insanları, kendi var olabilme ihtiyacına göre harekete geçirmek üzere dizayn edilmiş bir sistem. İyilikle falan alakası yok, hayatta kalmak için bir araya gelmiş ve gerektiğinde en zayıfı kurban etmek üzere bir sistem kurmuş tepedeki insanlardan başka bir şey değil.
Kurallar koyup sınırlar çizip kendi varlığını korumak üzere
geri kalan her şeyi yok etmeye hazır, korkusuz görünen ama aslında korkuyu su
gibi içen, korkuyla beslenen bir avuç bakteriyiz biz.
Tüketimi kolaylaştıran bir sistem. Üretmesende var olmanı sağlayan
şey. Kaçımız tükettiğimiz şeyleri üretebiliyoruz? Yediklerimiz,
giydiklerimiz...
Elbette yaratmak ya da engellemek için değil, deneyimlemek
için buradayız. Eğer doğanın içinde, teknolojimizi doğallıkla birleştirebiliyor
olsaydık belkide bir çok hastalıkla boğuşmak zorunda kalmayacaktık.
Doğa zayıfı koruyan bir sistemle değil, gelişmeye sonuç
veren bir sistemle oluşturulmuş. Doğanın sistemi, gelişime kapalı olanın
elenerek, ortamın gelişime açık olana hazırlanmasıyla işler. Üretmektir,
verimliliktir temel amaç. Yani zayıf, defolu olan gider ve yerine sağlam,
yardım olmadan yaşayabilen üreyebilen gelir. Üretebilenin hayatta kalması temel
esastır. Doğanın ölçüsü para denilen kağıt parçasının kimde olduğu değil,
dünyanın daha verimli bir yer olmasına yardım edenlerin ve kendi yükünü
taşıyabilen varlıkların var olabilmesidir.
Medeniyetin, koruduğundan çok daha fazlasını göz göre göre
telef eden küflenmiş bir sistemle çalışıyor ! Dakikada 10 çocuk öldürüyor bu
toplum ! Kendisini bir yaratıcıyla aynı kefeye koyabilecek kadar kafayı yemiş
bu insanlık ve toplum adını verdikleri bu iğrenç sistem bireylere ne olmaları
gerektiğini, nasıl olmaları gerektiğini ne zaman olmaları gerektiğini söylemeye,
diretmeye devam ettiği sürece toplumun
parçası olan herkes, kendi özlerinin keşfinden uzak yaşayıp ölmeye mahkumlar.
Toplum konforlu bir hapishane, dışarıdaki korkunç dünyadan saklandığını sana
hissettiren, ancak senin enerjinle var olabilen ve bu yüzden daima senin
enerjine, çalışmana, dolayısıyla köleliğine ihtiyacı olan bir hapishane. Bizse
kendini mutlu zanneden daha kim olduğumuzu bir gün bile deneyimlememiş bir
mahkumuz. Kaynakları bu kadar zengin bir
gezegende 7,5 milyar insan açlıktan ölebileceklerine inandırılarak sürekli
çalıştırılırken tohumların, hayvanların genetiğiyle oynanıyor ve insanın temel
besin kaynağı kontrol altına alınıyor. Su bile başkalarının, içebilmek için
ödememiz gerekiyor.
Eğer içimizdeki mutluluğu hedefleyerek yaşarsak mutlu
olamayız. İnsan tehlikeli bir yaratık. Kendi mutluluğu başkasının mutsuzluğuna
neden olabiliyorsa tereddüt etmeden diğerlerinin mutluluklarını, hatta
hayatlarını yok sayacak kadar tehlikeli yaratıklarız biz. Mutluluk dediğimiz
şey, nasıl mutlu olunması gerektiğiyle ilgili kafamıza yüklenmiş bir düşünce,
aslında gerçek değil. Bu mutluluk değil, tüketmek. Mutluluk bir illüzyondan
başka bir şey değil, sadece bir an. Yaşanmış bir anı sürekli yaşama isteği... Kendini
iyi hissetmenin amaç olduğu bir hayat size de parayı bulup kendini kokaine
adamışları hatırlatmıyor mu? Onlar sürekli mutlu, tüketebildikleri sürece...
Mutlu olmak istiyorsan gözlerini etrafına kapat ve ol !
Toprağa dön, oradan beslen. Besle kendini, gerçekle besle. Gerçek yieceklerle,
gerçek bilgiyle. Beynini, mideni doğayla
doldur, doğanın bilgisiyle beslen !
*Akillah/Fi
*İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi
*Mağaradakiler / Cemil Meriç
Güzel yazı olmuş teşekkürler.
YanıtlaSil