28 Ağustos 2012 Salı

Spor İçin Doğa Katili Olmak

Doğayla bağınızı kaybederseniz, insanlıkla da bağınızı kaybedersiniz. Doğayla hiçbir ilişkiniz yoksa, zamanla katile dönüşürsünüz; yavru fokları, balinaları, yunusları, insanları çıkar için, "spor" olsun diye, yiyecek için ya da bilgi için öldürürsünüz. O zaman doğa sizden korkar, güzelliklerini geri çeker. Ağaçlar arasında uzun yürüyüşlere çıkabilir, hoş mekanlarda kamp yapabilirsiniz, ama yine de bir katilsinizdir, dolayısıyla o güzelliklerle dostluğunuzu kaybedersiniz.

Büyük bir olasılıkla hiçbir şeyle, karınızla ya da kocanızla ilişkide değilsiniz; hep kendi özel düşüncelerinizle, zevklerinizle, acılarınızla uğraşırsınız. Kendi karanlık, soyut dünyanızda yaşarsınız, buradan kaçış yolunuz daha da koyu karanlıktır. İlgi alanınız umursamaz, kolaycı ya da şiddet dolu kısa bir yaşam sürmektir. Sizin sorumsuzluğunuz nedeniyle binlerce insan açlıktan ölür ya da kıyıma uğrar. Dünyanın düzenini yalancı, ahlaktan yoksun siyasetçilere, entelektüellere, uzmanlara bırakırsınız. Kendi içinizde bütünlüğünüz olmadığı için ahlaktan ve dürüstlükten yoksun, yalnızca bencillik üzerine temellenen bir toplum kurarsınız. Sonra da yalnızca sizin sorumlu olduğunuz bütün bu şeylerden deniz kıyısına ya da ormana kaçar ya da "spor" yapmak için silah taşırsınız.

Bütün bunları biliyor olabilirsiniz, ama bilgi dönüşüm yaşamamızı sağlamaz. Ancak bütünlük duygusuna sahip olduğunuzda evrenle ilişkide olabilirsiniz.

Jiddu Krishnamurti


26 Ağustos 2012 Pazar

Charles Bukowski ''Etki Ve Tepki''





Adını büyük harflerle başlattığım
En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur
sırf uzaklaşmak için,
ve geride kalanlar
birinin onlardan
uzaklaşmayı neden isteyebileceğini
bir türlü tam olarak anlayamazlar.



Hayat
Gitgide dayanılmaz oluyor
Buzdolabında çocuk ölüleri
Sokak korkusu, anason yalazı
- Beni niye kimseler sevmiyor?
...
Ki ben Hiçlik’e adanmış bir asansör kuğusu
Üçüncü kattan sonrasını hatırlamıyorum
Boynumu büküp kıvrılıyorum
-Ama niye beni hiç kimseler sevmiyor?

Kendi küçük harflerime sığınıyorum...

20 Ağustos 2012 Pazartesi

Tut ki Gecedir






Tut ki gecedir
karanlık sıvaşır ellerine camlardan
birden kırmızıya döner
trafik ışıkları
kükürtlü dumanlar yükselir
korkuya batmış
camkırığı adamlardan
tehlikeye büyür sakalları
Tut ki gecedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar
yeraltı örgütleri tetik üstünde
adres değiştirmiş silah kaçakçıları
...
fahişeler birbirinden kuşkulanıyor
tut ki gecedir
katiller huzursuz
hırsızlar sinirli
hainler ürkekçedir
elleri telefona kendiliğinden uzanır
ihanete gece müthiş bir gerekçedir
ihbarlar birer sansar
bir telefondan bir telefona atlar

İhanet bir bimecedir!




● | Attila İhan |

Titanlardan Rhea ve Cronos'un Kızı Hera

 Romalılar junon derdi..hera'ya...cronos'un büyük kızı olan hera aynı zamanda baş tanrının karısıdır. zeus kendisine bir hayat arkadaşı aradığı zaman o henüz sütannesi markis ile birlikte yaşayan genç bir kzdı, ve markis onu hiç yalnız bırakmıyordu. bununla beraber bir kış mevsiminin çok soğuk bir gününde hera ıssız bir yerde yalnız başına bulunuyordu. birden bire soğuktan üşümüş, titreyen bir kuğu geldi ve omzuna kondu. üşüyen kuşa acıyan hera onu yakalayıp ısıtmak için göğsüne yasladı. oysa bu bir kuş değil baş tanrı zeus'tu...
zeus emrahvari bir dille hera'ya şu cumleleri soyledi..."hera, dedi istiyorum ki sen benim karım olasın, büyük gözlü güzel tanrıça benim peşimden gel, olymposta parlak bir that üzerinde ve benim sağımda oturarak saltanat sür"
hera bu cazip teklifi geri ceviremezdi ama zeusu süründürmeliydi..canım düsünmem lazım dedi sana cevabımı yakın bir tarihte ileticem dedi...zeus'da tamam güzel kız beklerim dedi...
ve sonunda hera razı oldu ve baş tanrı düğünü yapmak için karısını kitheron dağının ormanlarla süslenmiş en yüksek tepesine götürdü. tanrıların evlenmesine sevinen ağaçlar onları selamlamak için dallarını eğdiler ve çeşmelerden ambrosia kokusu yayıldı. bütün tanrı ve tanrıçalar bu düğünde bulunmak için olymposdağından aşağı indiler. düğün çok muhteşem oldu. düğünde göklerin ve yerin bütün tanrıları, perileri hazır bulunmuştu. düğüne yalnız khelone adındaki bir peri kızı gelmemişti. bu yüzden tembelliğinin cezası olarak onu ağır hareketin ve hantallığın sembolü olan kaplumbağaya çevirdiler. hera baş tanrının elinden tutar tutmaz yaldızlı bir bulut onları neşe içinde olympos'un tepesine zeus'un sarayına götürdü.
güzel tanrıça hera o günden sonra; ölümsüzler arasında, baş tanrının karısı, olympos'un sultanı olarak kaldı. ilahi otoriteyi kocası ile birlikte paylaştı. o'da zeus gibi bazen göğün en yüksek yerinde gürler, öfkeye kapıldığı zaman rüzgarın zincirlerini çözer, denizleri altüst ederdi. denizlere sözünü geçirir ve bazen ayaklarının altında parlayan yıldızlara bile karışır onları idare ederdi.
olympos'ta oturan bütün tanrıçaların en güzeli en çok saygı göreni idi. kocasının sarayında toplantı salonuna girdiği zaman bütün tanrılar ayağa kalkar onu selamlarlardı. onun öfekiside zeus'unki gibi korkunçtu, tahtında otururken sinirlendiği zaman bütün olympos'u titretirdi.

titredim.:)

10 Ağustos 2012 Cuma

Doğru Olanı Yapmak Her Zaman Mutlu Etmiyor Olric


Yutuluyorum olric, doğru olanı yapmak her zaman mutlu etmiyor olric. Mutlu olmak adına tüm düşüncelerimi bir kenara bırakma arzusuyla yırtarken yazılmışları, yaşanmışlıkları ki ben mutluydum olric. Mutluyduk, mutluymuşum. Biliyorum ki artık kendi istemedi mi gelmeyecek mutluluğum, sahip olmayacak hayatımıza olric. İşte bu yüzden al yalnızlığımı ört üzerine, al yalnızlığımı olric. Giderken hiç gitmeyen, kaçarken hep beni izleyen her adreste karşıma çıkan sensin olric. Bak yağmur yağıyor yine üstelik gri, bu aralar yağmurların rengi hep gri. Sen yağmur ve bir bardak demli çay birbirinize ne de çok yakışıyorsunuz. Sen çayı çok seversin olric, yağmuru da ben. Sensiz çay ısıtmıyor içimi olric, bilmiyorsun ki koca bir ömrü harcamak dedikleri gerçeğin altını seninle çizdim ben. Seni özlüyorum, yağmur içimde hep seni özlüyorum olric, bul beni !..Çek çıkar düştüğüm kuyudan..! Ki biliyorsun ben var halimle yok olma çabasındayım, nefes aldığın her anı hayat...
a döndürememenin telaşındayım !..Yazıyorum olric okuya okuya bul beni..!

Ne imla, ne satır arası, ne paragraf boşluk yok olric, dopdoluyum. Buralarda kalakaldım olric, bir o kadar durgun öyle bir şey işte, görüyorum ki benimle birlikte hiçbir şey kalakalmıyor. Zaman durmuyor, insanlar durmuyor, rüzgar esiyor yine sular akıyor, saat inadına tik tak akşam oluyor, sabah oluyor, ağaçlar bir döküyor yapraklarını bir çiçek açıyor. Ben hariç hiçbir şey kalakalmıyor olric. Hüzne bulanmadan yaşanmıyor ki olric. İlk açılan yaranın bir daha kapanmayacağını, ilk kopan fırtınanın ömür boyu dinmeyeceğini hep ilk olanın ne varsa aniden değiştirivereceğini nereden bilebilirdin ki olric..! Şehirler değiştiriyorum olric. İçimden şehirler geçiyor sen her durak da duruyor inmiyorsun’ lara takılıp kalıyorum. Şehirler değişiyor olric, ben değişiyorum, değiştikçe kanıyorum !..Dünya’ da değişiyor ya, bir yaşanmışlıklar olduğu gibi duruyor işte..! Sen yok desen de ay dolunay işte. Ve ben vazgeçip her şeyden ; Hayatlardan bir gölge gibi çekiliyorum uzaklara…

Oğuz Atay - Tutunamayanlar

9 Ağustos 2012 Perşembe

Felç Olmuş Hamlet Gibi Hissetmek

...
  Kendimi felç olmuş Hamlet gibi hissediyorum. Ama şu farkla:Harekete geçmezsem öleceğimi hissediyorum ama Hamlet bunun tersini hissediyor. Hamlet için olmak eyleme geçmemek demek; eyleme geçmek, ölmek, yani olmamak.
Olmak mı yoksa olmamak mı? İşte bütün mesele bu:
Zihnimizin acı çekmesimidir daha soylu olan
Zalim kaderin yumrukları ve okları karşısında
Yoksa bir bela denizine karşı silahlanıp
Hepsine son vermek mi? Ölmek, uyumak sadece...

 Diğer bi deyişle olmak, kişinin kaderinden dolayı acı çekmesi, hiçbirşey yapmayıp böyle yaşayıp gitmesi, olmamak ise eyleme geçmek, silahlanıp ölmektir. Eyleme geçmek ölmekle eşanlamlı olduğundan, Hamlet neden harekete geçmediğini bildiğini belirtmektedir: Ölüm korkusu ve ölümden sonraki bir şeyden korkması, onu bir korkak yapmakta ve iradesini kırmaktadır

  Dolayısıyla Hamlet için olmak durağanlık acı korkaklıktır.; olmamak ise cesaret girişim ve eylemle bağlantılıdır. En azından herkesin asırlar boyunca bu sözlerden anladığı budur.

  Evet. sonunda, Hamlet nihayet hain amcasına karşı harekete geçtiğinde ölür. Belki bunun yazgısı olduğunu başından biliyordur. Ama olmak eylemsizlikle bağdaştırılamaz. Yaşam ve eylem fazlasıyla aynıdır. Olmak, hiçbirşey yapmamak anlamına gelemez. Hamlet donup kalmıştı çünkü onagöre eylem bir şekilde olmamakla bağlantılıydı; ve bu yanlış denklem, bu sahte eşitlik, asla tam olarak anlaşılamamıştır.





                                                                                          Bir Cinayetin Psikanalizi/JED RUBENFELD
                                                                                                                s.271-272

4 Ağustos 2012 Cumartesi

Hani Kurşun Sıksan Geçmez Geceden






Yiğit harmanları, yığınaklar,
Kurulmuş çetin dağlarında vatanların.
Dize getirilmiş haydutlar,
Hayınlar, amana gelmiş,
...Yetim hakkı sorulmuş,
Hesap görülmüş.
Demdir bu...

Demdir,
Derya dibinde yangınlar,
Kan kesmiş ovalar üstünde Mayıs...
Uçmuş, bir kuştüyü hafifliğinde,
Çelik kadavrası korugan'ların.
Ölünmüş, canım,ölünmüş
Murad alınmış...

Gelgelelim,
Beter, bize kısmetmiş.
Ölüm, böyle altı okka koymaz adama,
Susmak ve beklemek, müthiş
Genciz, namlu gibi,
Ve çatal yürek,
Barışa, bayrama hasret
Uykulara, derin, kaygısız, rahat,
Otuziki dişimizle gülmeğe,
Doyasıya sevişmeğe,yemeğe...
Kaç yol, ağlamaklı olmuşum geceleri,
Asıl, bizim aramızda güzeldir hasret
Ve asıl biz biliriz kederi.

İçim, bir suskunsa tekin mi ola?
O Malta bıçağı,kınsız,uyanık,
Ve genç bir mısradır
Filinta endam...
Neden, neden alnındaki yıkkınlık,
Bakışlarındaki öldüren buğu?
Kaç yol ağlamaklı oluyorum geceleri...
Nasıl da almış aklımı,
Sürmüş, filiz vermiş içimde sevdan,
Dost, düşman söz eder kendi kavlince,
Kınanmak, yiğit başına.
Bu, ne ayıp, ne de yasak,
Öylece bir gerçek, kendi halinde,
Belki, yaşamama sebep...

Evet, ağlamaklı oluyorum, demdir bu.
Hani, kurşun sıksan geçmez geceden,
Anlatamam, nasıl ıssız, nasıl karanlık...
Ve zehir - zıkkım cıgaram.
Gene bir cehennem var yastığımda,
Gel artık...

Ahmed ARİF

3 Ağustos 2012 Cuma

Triskaidekaphobia

13 sayısının uğursuz olduğuna dair inanç bir çeşit korku hastalığı olarak kabul edilmiş olup adı 'triskaidekaphobia'dır. Bu inancın kökleri mitolojik
tanrıların yaşadığına inanılan çağlara, İskandinavya topraklarına kadar gider. Işık ve güzellik tanrısı Balder'in verdiği ziyafete 12 kişi davetli iken, yalanların ve hilelerin tanrısı Loki, davetli olmadığı halde, zorla 13. kişi olarak katılmak ister. Çıkan tartışmada Loki Balder'i öldürür.
İskandinavya'dan Avrupa'nın güneyine kadar yayılan bu mit, Hıristiyan din adamları tarafından Hz. İsa'nın son yemeğine uyarlanır. Bu uyarlamada Balder'in yerini Hz. İsa, Loki'nin yerini de Judas alır. Bu yemekten 24 saat sonra Hz. İsa çarmıha gerilerek öldürüldüğü için Hıristiyanlarda akşam yemeğinde 13 kişi bir araya gelirse bunlardan birinin başına bir felaket geleceğine inanılır.
13 sayısının uğursuzluğuna duyulan inancın kökeninde bir yıl içinde ayın 13 kez dolunay olarak gözükmesinin etkisi vardır...

Hatalı Sınavlar Serisi

Ülkemizdeki eğitim sistemi hakkında hepimizin farklı fikirleri vardır. 6 yaşından itibaren bireler hipodromdaki yarış atları gibi hazırlanmaya başlanır. Ne yazık ki ülkemizdeki eğitim sistemi gerçekten hedefine ulaşmayı amaçlayan şekilde yapılandırılmış değil. Her ne kadar çağdaş anlamda nitelik kazandırılmak istensede yıkılamayan tabular yüzünden bu şekilde devam etmekte. Öğrencilerin becerileri ilgileri yetenekleri hep ikinci planda kalıyor. Ülkemizde eğitime gereken özveri gösterilmiyor. Özellikle gelişim çağındaki bireylere uygulanan eğitim anlayışından sonra birde o zamana kadar öğrendikleri herşeyden sorumlu olarak bir sınava tabi tutup kısa sürede bir sonuç beklenmektedir. Farklı özelliklere sahip bireylerin aynı ortamları ve eğitimi yıllarca paylaşıp böyle saçma bir mantıkla sınava tabi tutarak geleceğine yön vermesini beklemek ne kadar doğrudur?

ÖSYM'nin hatalı sınavlar serisi, eski ÖSYM Başkanı Ünal Yarımağan döneminde başladı.
2010 yılında yapılan KPSS sınavında, 500'ün üzerinde öğrenci Eğitim Bilimleri Sınavı'nda 120 soruda 120 doğru yaptı.
KPSS skandalının yankıları sürerken yeni bir kopya iddiası patlak verdi. Skandalın adı: 2010 Açık Öğretim Sınavı'ydı.
Sınav sırasında bir astsubayın üzerinde çıkan kağıtta sınavın soruları ve cevapları yer alıyordu.
Sınavda kopya iddiaları savcılık tarafından açılan soruşturmayla somut delillere dönüştü ve ÖSYM'nin 6 yıllık başkanı Ünal Yarımağan, istifa etmek zorunda kaldı.
Yerine Yusuf Ziya Özcan geçti, ancak sınav skandallarının arkası kesilmedi.
YGS skandalı
Bu defa da YGS'de şifre iddiaları patlak verdi. Şifre iddiaları uzun süre gündemden düşmedi.
Hedefteki isim YÖK Başkanı Ali Demir'di, önce "Şifre yok" dedi, sonra "Şifre var, kopya yok" dedi.
Demir'in bu açıklaması cumhurbaşkanı ve başbakan dahil bir çok siyasiyi tatmin etti, ancak sınava giren öğrenciler endişeliydi.
Sonuçlar yanlış hesaplandı
Sınav sonuçları tüm bu tartışmaların gölgesinde açıklandı. Bu defa da bazı öğrencilerin puanlarının yanlış hesaplandığı ortaya çıktı.
Öğrenciler sınav sonuçlarına itiraz etti. Bu tartışmaya da son noktayı ÖSYM Başkanı koydu. Özcan, "Hesapta yanlışlık yok, bir kaç öğrencinin soru ve cevap kağıdı eksik hesaplanmıştı, çözüldü" dedi.
Kitapçıklar kayboldu
Aynı YGS'nin üçüncü skandalı kayıp kitapçıklar oldu. Diyarbakır'da ygs'ye giren 4 öğrencinin cevap anahtarı kayboldu. YGS puanları hesaplanamayan öğrenciler LYS'ye girmeye hak kazanmış sayıldı.
YGS'yi ALES takip etti. İzmir'de yapılan sınavda kitapçıklardaki soruların eksik ve sayfa sıralarının karışık olması nedeniyle manisa'dan yedek kitapçık getirildi ve sınav gecikmeli başladı.
Ankara Savcılığı YGS'deki iddiaları araştırmak için açtığı soruşturmada takipsizlik kararı verdi, ÖSYM Başkanı Demir hakkında görevini ihmal iddiasıyla soruşturma izni istedi. ÖSYM'nin izin verip vermeyeceği 23 Haziran'da belli olacak. Tüm gözler ÖSYM'ye çevrilmişken bir skandal daha patlak verdi.
Denklik sınavı
Skandalın adı, yurtdışı yükseköğretim diplomaları denkliği için Seviye Tespit Sınavı oldu. Tıp doktorluğu 2. aşama kitapçığındaki 100 sorudan 75'i geçen yılki soruların aynısı çıktı.

.