Daha önce başka bloglarda görmeye alışık olduğunuz
ve kurban bayramı arifesi için oldukça manidar olan son yazımla karşınızdayım.
Ailemin on yıl sonra uzun bir bekleyiş ve uğraşlar sonucu doğmuş kızıyım.
Çocukluğumun yalnız geçirdiğim 8 yılı sonunda bir de kız kardeşim oldu. Aramızdaki
yaş farkı ortalamanın üzerinde olduğundan, aynı zamanda istanbul’da bir
apartmanda büyüdüğümü düşünürsek yalnız,
paylaşmayı bilmeyen dört duvar arasında bir apartman çocuğu olarak yetişmiş
olabilirdim. Tabi ki yazımda asıl paylaşmak istediğim konuya gelecek olursak
yalnızlığıma ortak olan, bana daha o zamanlardan sorumluluk almayı ve
paylaşmayı öğreten çok önemli bir unsur vardı. Doğduğumdan beri ailemizin
parçası olarak evimizde beslediğimiz kedilerimiz...
Anne ve
babanın azmiyle gerçekleşen, okullarda da özveriyle vurgulandığında çocuk
gelişimine katkıları inanılmaz derecede olumlu olan hayvan sevgisi bizim
ailede gelenekselleşip abartılmış durumda. Bunu bayram ziyaretlerinde
gittiğimiz her evde en az bir kedi-köpek en kötü balık olmasından anlıyoruz. Böyle sevgi dolu bir ailede yetiştiğim için çok şanslı olduğum doğrudur.
Fakat bu durum yetiştiriliş ve temelleri çocuklukta atılması gereken bir olgu
olduğundan dolayı herkes benim kadar şanslı olmayabiliyor. Yani maalesef hayvan
sevgisi dediğimiz şey anaokullarında tabiat köşesi oluşturmakla olmuyor.
Öncelikle
insanlara hayvanların uzaylı ya da dünya dışı varlıklar olmadığını anlatmakla
başlanmalıdır. Bunun için de anne ve babanın da bunu bilmesi gerekir ve bunun
için onların anne ve babasının da bunun farkında olması gerekir ki bu böyle sürüp
giden bir kısır döngüdür. Ama kesinlikle
yapılması şarttır, hayvanlarla ilgili bu cehaletin eğitimle falan da ilgisi
yok. Etrafta kedi köpek görünce uzaylı görmüşcesine çığlıklar atan çocuklar ve
yetişkinler var, ' aa bunlar da hastalanıyor mu' diye sorabilen, hayvanların
çöp yiyerek yaşayabileceğini düşünen garip insanlar var, kendilerini
öldürebilecek şeylerin hayvanları öldürmeyeceğini düşünenler, ilaçlar nasıl
olsa hayvanlarda deneniyor ben kedime şu ilacı vereyim deyip onlara zarar
verenler var, hayvan sevmeyi onlara tecavüz etmek zanneden sapkınlar var.
İnsanlar onlarla beraber yaşamayı
öğrenemediği için, uyuyan köpeğe tas attıkları için insanlara karşı temkinli
davranmaktadır pek çoğu. Başlarına ne
geldiyse insanların biraz parmağı vardır. Hastalanmasında insanın etkisi yoksa, hastalığının ilerlemesinde gene vardır. Maalesef
gördükleri işkencelerden dolayı arayıp şikayette bulunabilecekleri bir
belediyeleri yoktur bilmem şimdi bu açılardan bakıldığında durum ortada mı?
"ay yazık ama onlaraaa :(((
onlar da canlııııı :((( sevelim onları :((( tarzında yaklaşımlara tahammülüm
yok maalesef. Hayvan sevgisi aşılamak için özel bir çaba göstermek gerekmez,
siz severseniz çocuklarınız da sevecektir, sevmeyenlerin de( bu nasıl mümkün
oluyor bilemiyorum) en azından hayvanlara kötü muamelede bulunulmasına göz yummaması
ve çocuklarına, her canlının bir yaşam hakkı olduğunu, kimsenin hiç bir canlıya
acı çektirme hakkı olmadığını öğretmesi gerekir. ebeveynlerin davranışları tam
anlamıyla örnek olacaktır çocuklara. Evde bir hayvan bulunması da yararlı olur
fakat sırf çocuk eğlensin, gönlü olsun diye alınıp sıkılınca bırakılan bir
hayvan daha kötü bir aşıya sebep olacaktır, bundan çocuğun öğreneceği şey şu
olur: hayvanlar için sorumluluk duymak gerekmez, onlar sadece eğlenmelik
oyuncaklar gibidirler!
Çocuk çok istese dahi, eğer bir
hayvanın sorumluluğunu almak ağır gelecekse hiç almamak ve çocuğa bu durumu
açıkça anlatmak gerekir. Bir hayvana sahip değilsen dahi, eğer ki istersen
sokaktaki hayvanlara iyi davranarak, yiyecek ve su ihtiyaçları elden geldiğince
karşılanarak da besleme duygusu tatmin edilebilinir.



