5 Kasım 2012 Pazartesi

Bir Palyaçonun Ayakkabıları


İngiliz casus Lawrens'in ''bir aydan fazla dayanmaz'' dediği medinenin teslim olmayışının üstünden iki ay geçer.Kenti kuşatan ingiliz ordusu şaşkındır ! Lawrens'in bilgisine göre içerideki fahrettin paşa ve askerlerinin yiyeceği, içeceği en fazla bir ay yetecek kadardı. oysa iki ay geçmişti aradan ve medinenin direklerinde hala teslimiyeti simgeleyen beyaz bayrak yerine Türk bayrağı dalgalanıyordu !
Kuşatmanın dördüncü ayında ingilizler Medine'nin kendilerine ha bugün ha yarın teslim edileceğini beklerken, direniş altıncı ayınıda tamamlar.
sekiz ay geçer aradan... on ay... ve tam 1 yıl.. Fahrettin Paşa ve askerleri yiyecekleri bitince develeri, atları yemeye başlar, öyle ki, direnişin son döneminde çekirge yiyip kaynattıkları at sidiğini bile içmek zorunda kalırlar. 
İngiliz komutan hastalıklarla birlikte ölümlerinde artmasıyla birlikte teslim olmak zorunda kalan Fahrettin Paşa'ya öylesine hayran kalır ki, Paşa ve subaylarına esir muamelesi yapılmamasını emreder. Dostluğun göstergesi olarakda Fahrettin Paşa ve subaylarının kılıçlarına dokunmaz. Hatta, direnişin son günü Fahrettin Paşanın onuruna bir akşam yemeği verir.
Yedikleri son yemek çekirge olan Türkler arasında bu davet büyük bir sıkıntı yaratır. Çünkü, ingiliz sofrasının gelenek ve göreneklerini bilmemektedirler. Tüm gözler bir kişiye çevrilir. Nurettin Artam.. O, ingilizce bilmenin yanında frenk adetlerinden de haberdardır. Nurettin bey arkadaşlarını rahatlatan bir konuşma yapar: ''korkmayın bana bakın. Ben ne yaparsam sizde onu yapın. böylece ingilzilere mahçup olmayız.''
Sofrada Nurettin Paşa ne yaparsa herkez aynısını tekrarlar ne varki ilerleyen saatlerde içkininde etkisiyle herkes kuralları unutur. Nihayet hizmetçiler herkesin önüne içi su dolu tasları koyar. o an, sohbet kesilir ve tüm başlar Nurettin Artam'a döner. 
Disiplini bozdukları için arkadaşlarına kızan Nurettin beyin aklına hınzır bir fikir gelir: el yıkamak için getirilen su tasını bir dikişte içer... Bunun üzerine sofranın Türk tarafında oturan konuklar hiç tereddüt etmeden aynı hareketi yaparlar ! Yemeğin onur konuğu arkadaşlarının mahçup duruma düştüğünü gören ingiliz komutan hayran olduğu insanların kendi subayları tarafından alay konusu olmalarına gönlü razı olmadığından önündeki su tasını alır ve bir dikişte içer. ingiliz subaylarda çaresiz komutanları ne yaptıysa aynısını yaparlar !
Medine direnişinde Fahrettin paşanın şifre subayı Kadri Aksaraydır. o yıllarda soyadı kanunu olmadığından askerler doğdukları kentle anılırdı. on yedi yaşındaki Kadri, harp okulunda öğrenciyken, subay adayı olarak Medineye gönderilir. çekirge yiyip at sidiği içen genç adam kurtuluş savaşı ardından Türkiyenin pek çok bölgesine subay olara gönderilir. Ankaradayken oğlu Çankaya ilkokulunda öğrencidir. Birde arkadaşı vardır Saffet... iki kafadar, okual giderken mutlaka her sabah okulun kenarındaki tepeye çıkarlar çocuklar biliyordurki Atatürk sabahları o yoldan yürüyerek inmektedir Çankayaya.
Yine bir sabah Kadri beyin oğlu hızlı adımlarla varır küçük tepeye. Bu sabah saffet hasta olduğu için selamı tek başına verecektir..
Atatürk etrafındakilerle sohbet halinde tepenin önünden inerken çocuk başını hızla öne eğer, selamı çakar... O an bir ses duyulur; ''çocuk bugün yalnızsın sarı yokmu sarı?'' çocuk başını usulca kaldırır o ne? Atatürk durmuş, tepeye bakıyor! hastalandığı için oarada olmayan arkadaşı saffet sarışındır! Mustafa Kemal onca Dünya sorunu içinde küçük tepeden selamlayan iki çocuğun farkındadır. çocuk önce gülümseyerek doyasıua bakar sonra toparlanarak cevap verir. ''bugün hasta Paşam.. Yarın..''
o çocuk tiyatro ve karikatür sanatımızın büyük ustası, ayakkabılaeın en komiği olan palyaço ayakkabılarıyla tüm çocukları güldürecek Altan Erbulaktır!
Altan Erbulak ilk karikatür sergisini Güzel Sanatlar Akademisinde öğrenci olduğu yıllarda Bakırköy istasyonundan 8.15 te kalkıp Sirkeciye giden banliyö treninde açar. HEr sabah arkadaşlarıyla buluştuğu vagonun pencerelerine karikatürlerini asan erbulak, yolcuların sanki trene her binişte karşılaştkları doal bir olaymış gibi hiç şaşırmadan yorum yapmalarını, birbirleriyle konuşarak düşüncelerini belirtmelerini bir köşeden ağzı bir karış açık izler.
Altan Erbulak, futbol karşılaşmalarını izleyerek çalıştığı gazetede maçı karikatürlerle anlatırdı. İstanbul İnönü Stadyumunda  bir fenerbahça-galatasaray maçı oynanacak. Tribünler tıklım tıklım olduğu için kapılan maçın başlamasından saatler önce kapatılır. Stadın bir kapısı açıktır orasıda basın şeref tribününün kapısıdır.Oradanda içeri kim girer? adı üstünde devlet adamları, mülki amirler va basın kartı olanlar... ee tabi birda htrı sayılır birinden torpili olanlar..
Kalabalığın arasından çıkan bir adam elindeki kartviziti kapıdaki görevliye uzatır. ''şeeyyy bunu size vermemi istediler.'' Daha önce okuduğu kartvizitlerden hiçbirini içeri almayan görevli karşısındaki adamı kovmadan önce ne olur ne olmaz diye kartın arka yüzünü çeviren görevlinin gözleri fal taşı gibi açılır.''siz lütfen içeri buyrun'' diyerek ünlü sanatçının arkadaşını içeri alır. İçeri giremeyenler bozulurken kendi aralarında söylenir. ''Duymadınız mı Altan Erbulak ın yakınıymış''
O gün kapıdan içeri giren adam Altan Erbulan'ın ta kendisidir!
Bir önceki Fenerbahçe-Galatasaray maçına giden erbulak basın kartıyla içeri girmeye çalıştığında aynı görevli tarafından durdurulur.. Ünlü sanatçı ''ben Altan Erbulak'' desede görevli karşısında duran 1.64 boyundaki adama bakarak şunu söyler:''sahtekar koskoca altan erbulak böyle mi olur?''
Altan Erbulak tarihimizde kendi kartvizitiyle kendine torpil yapan tek insandır!

 Bir Çift Ayakkabı-Sunay AKIN Derlenmiş ve Düzenlenmiştir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder